Yazdır  
GÜNEŞ VE BALÇIK
TAHİR YAVRUCUK

                                                                                                                 TRABZON /12/12/1938

Sayın büyüğüm.

Size epeyce zamandır mektup sunamadım. Atamızın, yurt güneşimizin  ufuli, gözlerde  nur , yüreklerde neşe, ellerde  kudret mi  bıraktı ki….

Büyük, küçük on yedi milyon Türk’ün her gün gökler gibi sonsuz, denizler gibi engin o yeşil gözlerinden ilham, kudret ve iman aldığı atanın gözleri kapanınca. Bende her Türk gibi, karanlıkta, kasvette güneşten, ışıktan mahrum, temerrüt etmiş bir elem yığını gibi sessiz kaldım. Bazı yıldızlı ve aylı geceler yuvamdan göklere bakıyorum. Atam gibi onu da bir siyah bulut sarıyor. O zaman ayın yanındaki küçük yıldızların titrediğini görür gibi oluyor ve hayal evimde, titreyen o küçük yıldızları size benzetiyorum. çünkü aziz büyüğüm, siz ona ruhen, cismen daha hususi bir şekilde bağlı idiniz. Yıllarca onun hususi meclislerinde, samimi muhitinde varlığınız ve yurdumuz için ne büyük nurlar, ilhamlar almıştınız değil mi? İşte bu düşüncelerle günlerce sustum. Bu umumi olan hicran ve hüsran yaralarımızı deşmemek, kanatmamak için sustum. Yurdun her köşesinde olduğu gibi Trabzon ’da da  yaslar tuttuk, ağladık, inledik.  Kim bilir,  Bursa nasıl heyecanlarla çalkandı? Kim bilir o büyük adam nasıl elimlerle anıldı? Kim bilir asırların tarihini büyük sırtında taşıyan ulu dağ bu seslere nasıl makes oldu…

Bu acı ve tarihi günlerde sizden uzak olmakla ayrıca bir yürek acısı çektim.

İşte yine tabiatın kuvvetli kollarında sürükleniyor, işte yine beşerin aciz ve zaaf mefhum ile susuyor, işte yine onun tarihi ve manevi nam ve nurlarından bir ümit ve bir şifa aramakla teselli buluyoruz.

O Türk’ün gönlünde, Türk’ün tarihten evvel başlayan azametli tarihinde ebedi bir sükunla uyurken, milletime ve size uzun ömür ve refahlar diliyorum, benim yaralı büyüğüm.

                                                                                                                6.J.MNT.K.M.

                                                                                                                Yb.Hakkı Noyangil.

 Mensubu olmaktan şeref duyduğum ailenin atalarından, sevgili eşimin dedesi, çanakkale gazisi, hayatının kalan kısmında ciğerlerindeki şarapnel parçasını şeref madalyası olarak taşımış bir Türk subayının bir büyüğüne,  atamızın vefatı sonrası yazdığı mektuptur bu. 

 

Atatürk’ü kendilerine rakip gören garibanlara, huzurlarında bulunmaktan bile korktuklarından, muhtelif bahanelerle milli bayramlarda anıtkabirden kaçan, Cumhuriyet bayramını (akıllarınca) gölgelemek gayesiyle, henüz natamam tüp geçit açılışını 29 Ekim tarihine dank getiren yöneticilerin suratlarına bir ayna tutmak için yayınladım bu mektubu. Siz kimsiniz, o kim demek için .’’ Güneş balçıkla sıvanmaz’’ demek için ‘’Korkunun ecele faydası yoktur’’ demek için.